İşyerlerinden Yoksul Mahallelere BEDAŞ Direnişi – Ali Duman

Perşembe, 09 Ekim 2014 19:48 tarihinde yayınlandı.

 

Elektrik dağıtım şirketlerinde yaşanan özelleştirmeler sonrası, gitgide artan iş kazaları ve cinayetlerine dur demek için, sendikamızın işçi sağlığı ve iş güvenliği sekreteryasının çizdiği program doğrultusunda işçi sağlığı ve iş güvenliğini bir mücadele başlığı olarak sürekli başat gündemimiz yaptık. Özellikle son bir buçuk yılda başta İzmir, Ağrı, Hakkari, Van, Muş, Bitlis, Diyarbakır dağıtım şirketlerinde olmak üzere Türkiye’nin pek çok yerinde yaşadığımız deneyimlerin de ışığında bu yazıda güncel olan BEDAŞ deneyimine değineceğim.

BEDAŞ’ta birçok yazılı ve sözlü görüşmelerle bir iş güvenliği politikası oluşturmak için yaklaşık 2 senedir sistemli bir şekilde girişimlerde bulunuyoruz. Özellikle bu yıl içerisinde yaptığımız işyeri odaklı 1 Mayıs eylemlerimiz, Soma Katliamı’nın yaşandığı gün işverenin her türlü baskısına rağmen yaptığımız kitlesel grev, yine Mayıs ayı içerisinde BEDAŞ’ta iş cinayetinde hayatını kaybeden Salih Geçer arkadaşımız için ve geçen yıl taşerona karşı mücadelede bir direnişimiz esnasında ilaç parası bulamadığı için hayatını kaybeden üyemiz, arkadaşımız Murat Göçmen için yaptığımız saygı duruşu ve eylemlerden rahatsız olan CLK (Cengiz-Limak-Kolin) şirketi; iş kazalarının üzerinde duran ve çalışma yaşamında en az iki kişilik ekiplerle çalışma, kişisel koruyucu donanımların tedarik edilmesi gibi temel ısrarcı talepleri olan bu örgütlülüğe saldırmak için fırsat kolluyordu.

Sendika yoksa, onur ve eşitlik de yok

İşveren, sendikamız DİSK Enerji-Sen’in örgütlülüğünü kırmak için, sarı sendikayla imzaladığı toplu iş sözleşmesinde tarihte görülmemiş türden hukuk dışı ve eşitliğe aykırı ayrıcalıklar getirerek, işçileri sarı sendikaya yöneltmek istedi. İşverenin bu hukuksuz ve ayrımcı yaklaşımına karşı oluşan tepki ile başlayan süreç, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili taleplerimizle birlikte 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği yasasına göre iş bırakmamızla devam etti. Süreç içerisinde işyerinde her gün disiplin tutanakları ve işveren tehdidi altında işyeri hekimine ve iş güvenliği uzmanına hazırlatılmış iş güvenliği kurul tutanakları (daha sonra meslek odaları bu kuruldaki mühendis ve doktorların ifadesini istemiş, işveren tehdidini ispatlamışlardır) can güvenliği isteyen işçilere zorla imzalatılmaya çalışıldı. Dik duran işçilere işleri geç verildi, öncüler sürgünlere yollandı. Enerji-Sen örgütlülüğünün kırıldığı birimlerde iş yükü en az 2 katına çıkarıldı, insanlık onurundan, eşitlikten eser kalmadı. Avcılar işletmesinde 26 işçi, işçi sağlığı ve iş güvenliği talepleri yüzünden işten atıldı.

Avcılar BEDAŞ’ta bir enerji işçisinin BEDAŞ güvenliklerinin müdahalesiyle kapıya sıkışması sonucu kalp krizi geçirmesiyle başlayan aktif direniş süreci bugün önemli bir toplumsal destek sağlamış durumdadır. İşverenin saldırısının bu kez, öncekilerden farklı olarak tek başlıklı ve işyeri sorunları üzerinden değil; güvencesizliğe karşı işçilerin evi, yurdu haline gelmiş sendikamızın örgütlülüğünün bir bütün olarak tasfiyesi amacıyla kurulmuş, üzerinde uzun zamandır çalışılan bir planla hayata geçirilen bir saldırı olduğu artık açıkça görülmektedir.

Sendikal ayrımcılığa karşı tutumla başlayan aktif direniş süreci her gün 4-5 işçinin iş cinayetlerinde yaşamını kaybettiği, Somaların, Torunların yaşandığı bu süreçte işçi sağlığı ve güvenliği başlığında keskin bir hak mücadelesi çizgisini görünür kılmıştır.

Havada, karada, işyerinde, mahallede…

Direnişimiz çatıda, denizde, SGK işgalinde, “Enerji zirvesi”nde görünür bir hal alırken, mahallelerde ve halkın gözünde de önemli bir sempati yaratmıştır. Bununla beraber, halkın yüksek faturalarla; kimi faturalardan daha yüksek ücretlerle ve ihbar bile yapılmadan, bazen sayacı sökmeye varan elektrik kesmelerle; niteliksiz çalışmaktan ve bakımsızlıktan dolayı sürekli yaşanan elektrik kesintileriyle somutlaşmış enerji hakkının gaspına karşı oluşan öfkesi, BEDAŞ’a karşı ciddi bir tepkiye dönüştü. Ve bu tutum alış, belki de hiçbir kurumun veya çatının örgütleyemeyeceği bir hızda geniş bir alana yayıldı.

“400 okumacı ile Gazi savaşi”

Özelleştirme politikalarıyla halkın enerji hakkının gasp edilmesinin doğurduğu hoşnutsuzluk, çok kısa süre içerisinde 10’a yakın mahallede hem CLK’ya tepki hem de işçilerinin direnişine destek biçiminde gelişen eylemlere yol açtı. Süreç, işçi alımlarında bile mezhepçi yaklaşımıyla bilinen koordinatörlerin başını çektiği 400 işçiyle, mahallelinin tepkisi nedeniyle 2 aydır elektrik sayaçlarının okunamadığı Gazi Mahallesi’ne çıkarma yapmasına kadar vardı. Ancak Gazi’de sayaçlar yine okunamadı. Görünen o ki şirket kendi kurguladığı “400 okumacı ile Gazi savaşı”nı da kaybetti. Bizim için sevindirici olan şirketin bütün fütursuzluklarına karşın tek bir işçinin zarar görmemesiydi.

Açıkça söylemek gerekirse mahalle bazlı eylemlerin hiçbiri sendikamız tarafından örgütlenmedi, örgütlenmiyor. Ancak tahminen 80-100 tane endeksörün CLK’ya verdiği zarar, CLK’nın işçilerin canını hiçe saymasının, sendikal ayrımcılık ve baskı politikalarının, yasaların işverenler lehine olan kısımlarını son haddine kadar kullanıp, yasada yazdığı kadar bile can güvenliği isteyen işçiye kapı gösterilmesinin, yaşanan can kayıpları ve güvencesizliğin işçilerin hayatında yarattığı ekonomik, toplumsal, politik zararların yanında terazimize girmeyecek kadar değersizdir.

Bir sonuç olarak ortaya çıkan endeksör kırma işçilerin ezilen, işverenin ezen olduğunu gösteren bir turnusol olmuştur. Çünkü mahallelere şirket adına “savaşması” için sokulan işçiler sayaç okurken gönülsüz davranmış, “komutan”larını sahada bırakarak geri çekilmiş, kendilerinin de yaşadıkları işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunlarını dile getirdiği için atılan 26 enerji işçisi ile empati kurarak direnişlerine desteklerini sunmuşlardır. Bu direniş artık bütün BEDAŞ işçisinin direnişidir.

 Sayaç kırmak makine kırıcılığı mı?

Elektrik sayaçları eskiden defterlere yazılarak okunurdu. Teknolojinin gelişmesi ile sayaç endeksörleri icat oldu. Endeksörler sayaç okuma ve açma kesme işlemlerinde artık daha kolay kayda alınıp, hata oranının azalmasını sağladı. Diğer yandan endeksörler içindeki GPS ile işçilerin bulunduğu konumu işverenin anlık bilmesine sebep oldu. Yani işveren gün boyu yürüyerek çalışan işçiler 5 dakika soluklandığında dahi haberdar olabiliyor. İşveren BEDAŞ’ta daha fazla kar politikaları için kullandığı bu sistemle çalışma yoğunluğunu ve çalışma saatlerini artırarak, sayaç endeksörlerini “işçilerin modern zincirleri” haline getirdi.

Bugün makina kırma olaylarından kategorik olarak farklı olsa da, tepki amaçlı makina kırıcıları ilk olarak 1790’larda Avrupa’da görülmüştür. O yıllarda sanayinin gelişmesiyle zanaatlarının makinalar karşısında değersizleşmesi sonucu işçiler makinalarını kırmaya başlamışlardı, bu makina kırıcılığı 40 yıl kadar sürdü.

Bugünkü kırılan makinalar belki de ileri tarihlerde mahallelerde ve işyerlerinde; halkın enerji hakkı mücadelesi ile güvencesiz işçilerin insanca yaşama ve insanca çalışma koşulları mücadelesinin buluşmasının ilkel tepkileri olarak anılacaktır.

 

 

 

Bu içeriği paylaşın